← Back Solivagant - Ch. 6.0

Kaela ve Ryon kampa vardıklarında savaş çoktan başlamıştı. Canavarlar, gece karanlığında gözleri parlayan devasa gölgeler gibi etrafta dolanıyordu. Ama bu kaosun içinde bir düzen vardı; insanlar birlikte savaşarak birbirlerini koruyordu.



Bergen adındaki iri yapılı bir adam, dev bir balyozu her savuruşunda canavarları paramparça ediyordu. Vücudu kas yığınından ibaretti, teni bronz ve alnındaki ter savaşın ağırlığını yansıtıyordu. Bergen’in yanında, ona eşlik eden siyahi kadın Asha vardı. Asha’nın iki kısa kılıcı yıldırım gibi hareket ediyordu. Saçlarını sıkı bir örgüyle toplamış, yüzünde kararlılıkla savaşın ritmine ayak uyduruyordu.



Bir başka yanda, neredeyse çocuk denebilecek yaşta olan Taro, elinde kendisinden büyük bir mızrağı taşıyordu. Ufak tefekti ama gözlerindeki azim ve çevik hareketleri, tecrübesizliğini örtüyordu. Taro'nun yanında, yüzü yara izleriyle dolu, çirkin olarak nitelendirilen Mira vardı. Mira’nın kalkanı ve kılıcı birer uzantısı gibiydi; her hamlesiyle Taro’yu koruyor, aralarındaki sessiz bağla savaş alanında ilerliyorlardı.



Kaela, bu insanların arasından geçerken içindeki karanlığın hafiflediğini hissetti. Onların cesareti, çeşitlilikleri ve birbirlerine olan bağlılıkları, ona umut veriyordu.



Bergen, bir canavarı yere serdikten sonra gür sesiyle bağırdı: "Kaela! Geldiğine sevindim! Hadi, şu yaratıkları temizleyelim!"



Asha, kısa bir an için Kaela’ya bakıp gülümsedi. "Birlikte daha güçlüyüz. Hadi, göster kendini!"



Kaela, derin bir nefes aldı ve sopasını sıkıca kavradı. Ryon hemen arkasındaydı, gözlerinde aynı kararlılık.



"Bu sefer yalnız değilsin," dedi Ryon.



Kaela başını salladı. "Evet, birlikteyiz."



Savaş alanı, çığlıklar ve metal sesleriyle dolarken, bu farklı insanların birlikte verdiği mücadele, bir şeyleri değiştirebileceğini hissettiriyordu. Her biri farklıydı ama aynı amaç için savaşıyorlardı: hayatta kalmak ve birbirlerini korumak.



Kaela, savaşın ardından kampa dönerken yorgun ama bir o kadar da huzurluydu. Sabahın ilk ışıkları ufku aydınlatırken, kampın büyüklüğü ve düzeni tüm ihtişamıyla ortaya çıkıyordu. Her köşesi bir yaşam alanı, bir hikâye barındırıyordu.


Büyük çadırlar, kampın ana omurgasını oluşturuyordu. Merkezi meydanın hemen yanında, eğitime adanmış geniş bir çadır yükseliyordu. İçeride, gençler ve yetişkinler okuma yazma öğreniyor, taktik dersleri alıyordu. Kaela’nın gözleri, eğitmenlerden birinin öğrencilerine savaş stratejilerini anlatışını izlerken, bir an için kendi geçmişine döndü. O da bir zamanlar burada bir öğrenci olmuştu.

← Prev Chapter Next Chapter →